13 Mayıs 2014 Salı

Maden İşçisi


Uğurlar Olsun…

Onlar, sabah ayazı ile işe giderken ya dönerim ya dönmem düşüncesiyle ailelerinden her sabah helallik alır, uğurlar olsun diye ayrılırlar,

Onlar, yerin bin kat altında çalışıp, göğün milyon kat üstünde yeri olan siyah incilerdir,

Onlar, ailelerine ekmek götürmek için kara kömürün kirini tozunu yutup, akşam evde gelmesini dört gözle bekleyen endişe içindeki kadınlarının kara sevdalılarıdırlar,

Ve onlar ile ilgili her şeyin anlatıldığı İlyas Ali Kaplan ‘ın “Ölümün Kucağında Yaşamak” şiiri …

İnanın maden işçisi bir şiirle ancak bu kadar güzel anlatılabilir..






Ölümün Kucağında Yaşamak
Duymaya alıştığımız haberlerden biri daha
On beş canı daha kömür madeninde yitirdik
Sabah ayazının yatağa vurduğu
Bir ürpertiyle uyanılır yataklardan
Sabah çayından iki yudum alıp düşülür yollara
Her sabah döner yada dönemez düşüncesiyle
Helallik aldıktan sonra
Hep akılda olan ama aslında hatırlamak istenmeyen
Sanki hiç başa gelmeyecek bir şey yaşanır
Geride hiçbir şey bırakmadan sadece yürüyen bir cenazedir
 

Hayat dediğin maden işçileriyle bire bir değil
Tarz farkıyla yaşarlar hayatı
Hiç bir zaman maden işçisi olmayacak gibi
Sonrası her gün
Haberler düşer üç satırlık bir metin
Derler ki ölmüştür on beş madenci
Neydi bu güzelim canlara kıyan
Ekmek parası mı
Peki neydi bu katli vacip
Biraz sonra sessizliğe bürünecek televizyonlar
Geride ağlayanların vicdanı yoktur çünkü
Sadece geride kalanlar ağlarlar
Ateş düştüğü yeri yakmakla hükümlü

Karanlıktır bileklerinden akan ter
kazmayı dağın sert taşları yüklenir
Boğazındaki lokmanın kinidir kömür
Geleceği düşlemek kaderi değil madencinin
O emeğin işçisidir
Hiç düşleyemez üç kuruşluk bir dünyayı
Yüzleri kapkara bile olsa
Gönülleri kara elmasla işlenmiş
Dar geçitlerde kendi mezarını kazmaya başlarlar
Vurur grizular yaşamlarını göçüklerde
Kim bilir kaç gün geçecek bu tünellerde
Kahrını anlamak için hayatın

Her zaman hüzünlü kömür siyahı rengindedir şehirleri
Bir daha canlarına çiğ düşürür her mevsim
Gökyüzü ne anlama gelir
Aydınlığı görmek ne demek
Allaha dua etmeleri umut mu acaba
Bir nefes atılırken o zifiri karanlık havaya
Acının tüm içsel hesabı gözlerde yaşanır
Son kez öpülürken küçücük bebelerin yanakları
Son defa sevdiklerinden uğurlar olsun diyerek ayrılmak ne acı
Son bir kere nefeslerini bıraktıkları güneşe elveda
 

Ölümle birer ladestir maden şehirlerinde yaşamak
Ya göçük altı ya da grizu patlamasını yaşamak
Kırkı geçmez maden tünellerinde zaman
Son kazmayı vurur Azrail ölüm fermanını damgalar gibi
Burası madenci şehri matemli kadınlarla dolu sokakları
Hayatın zamansız mezunu ettiği yitikler şehri
Son baharları ilk baharlarında yaşanır
Kimler ocağa ilk indiğinde bu raylardan geçti
Acaba şu eski fırçalıklara kim dokundu
Kim minik mehmedin duygusunu yaşayarak hüzünlendi
Kim çocuğunun madenci olmasını istedi ki
Belki de babası sağ olsaydı
Mehmedin madene girmesine izin vermezdi
 



Cehennemi andırır kuyularından çıkan dumanlar
Vagonlarla Mehmetler taşınıyor çukurlarına
Grizu yükselir damarlarından yerin bin kat altında
Göğün milyon kat üstünde siyah incidendir ölüm
Kara kömürün kadınlarını bekler kara günler
Her akşamın acıları yüreğinde kara sevdalı kadınları
Her sabah kahramanlar helalleşerek ölüme giderler
Bir cenge gider gibi
Zeynep küçük elleriyle yer bir gün
Babasının kavrulmuş un helvasını

Kara elmas karası gözleri akşamüstleri camın önünde
Babasının gelişini gözlerdi madenden
Kara kasketli adamın yorgun argın gelişini
Kara kasketini gülerek sallardı Mehmet kızı zeynebe doğru
Tüm şehir şenlenirdi kucağında kirine tozuna bakmadan
Mehmedin üstünde kara kiri görülürdü amma
Gözlerinde kara bulut hiç mi hiç görülmezdi
Hey gidi günler şimdi gönlü burkan bir çocukluk hikayesi
Tüm kara elmas şehitlerinin mekanı cennet olsun
Zeynebin umutları yeni söndü o ışık bir daha hiç görülmedi
Kırk kişiden birisiydi rahmetli
Zeynep hala babasını bekler o pencerenin önünde




Adeta dünyanın adaletsizliğinin simgesidirler
En ağır koşullarda can korkusuyla çalışıp
En düşük maaşı alan maden işçileri
Her gün hayata en ağır borcu öderler
Bir Selda Bağcan türküsü söylenir hep birlikte
”umutsuz bir sonbahar günüydü
çocukları uyurken çıktılar
ereğli sokaklarına
üzülmez’e gidiyorlardı
kır düşmüştü kemikten şakaklarına…
giderim bende bende
bir arzum kaldı sende”

Maden işçisinin ölümü o kadar gerçek ki
Hiçbir umudu olmayan loş bir ışık
Madenle birlikte çöker içlerine
Haykırırlar acıtan bir sesle
Ölüm çukurlarında yaşamaya ant içerler
Haykırışlarını duyacakmış gibi Yüceler
Ancak göçük altında kaldıklarında hatırlanırlar
Maalesef arkalarından güzel öldüler dedirtmek için
Baba mesleği madenci olmak
Dede madenci baba madenci oğul madenci
Oğlum olmasın diye adeta yalvarırlar Mevlaya
Kızlarının hüzünlü hikayesi hiç unutulmaz
Ramazan iftarlarında katığıdır ölüm onların
Bu memlekette madenciler sadece ölüm
haberlerinde
 
Kim ne derse desin göçüğün altına tüneller kazıp
Kömür çıkarır gibi insan çıkarırlar bazen
Kendi dertlerini unutup karalar içinde
Ağlatan bir Zonguldak
haberi manşetlerde
Göz yaşları bile kömür karası...
Dünyaya payanda hep fakir çocukları
Kan ter ve gözyaşından ibaret sermayeleri
Adeta ücretlerini kazanırlar terinden damıtarak
Emekçilerin hayatları darağaçlarında bu memlekette
Sadece dört dakikadır nefesleri göçük altında
Bir mucizedir özgürce ölmek Zonguldak ta
Tek teselli dün dünde kaldı yarına Allah kerim...

Değerli Arkadaşlar, 

Bu yazıyı yazarken haberlerde , Manisa'nın Soma ilçesindeki kömür ocağından çıkan yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 200’lü ulaştığı bilgisi geliyor,787 kişinin çalıştığı belirtilen madende, ölü sayının daha da artmasından korkuluyor.. Bu ne demek biliyor musunuz  200 eve düşen ateş demek,200 evde bekleyen annenin,eşin,çocuğun,kardeşin sabah helalleştikleri babalarına,çocuklarına,ağabeylerine,kardeşlerine bir daha  kavuşamayacakları demek.. Ne zordur Madenden çıkan birisine yaşıyor mu sorusunu sormak…Allah hepsinin mekanını cennet etsin,geride kalan sevdiklerine sabır versin…..

Bilgi :

Madenci Nedir - Madencinin Görevi - Madenci Ne İş Yapar
Madenci, maden ocaklarında çalışan işçi. Genellikle yeraltında, mineral veya cevheri kazarak, ayıklayarak çalışırlar. Dünyanın en tehlikeli işçiliği olarak kabul edilmektedir. Çalışırken grizu patlamaları, göçüklerle oldukça karşı karşıya gelmektedirler. 21 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kadınların ve çocukların maden işçisi olarak çalışması yasaklanmıştır.



9 Mayıs 2014 Cuma

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN


ANNELER GÜNÜ

Annelerimize armağan edilmiş bu özel günde, onlara minik bir hediye almayı, mübarek ellerini öpüp ,onlara sıkıca sarılmayı, ne kadar çok sevdiğimizi söylemeyi unutmayın......
Hatta zamanınız var ise, şartlarınız uygun ise Huzur Evlerinde kalan gözü yaşlı annelerimizi de ziyaret etmeyi unutmayın..  
Öncelikle annelerimizle ilgili bir kaç fotoğraf paylaşmak ve sonrasında ise Annelerimize hediye edilen bu güzel günün ne zaman ortaya çıktığını ve ne zamandır kutlandığı ile bilgi vermek istiyorum.... 
Gün boyunca tarlada çalışır, işte çalışır, temizlik yapar, ama en lezzetli yemekleri bizlere yedirmek için  saatlerce hiç yorulmadan uğraşırlar... 
  
9 ay bedeninde taşımakla kalmaz, hayatta ihtiyacın olduğu her zaman ve her durumda seni sırtında taşımaya hazırdır....
Sırtındaki onca yüke rağmen hayata her zaman gülümsemeyi bilir, sana hiç bir yoksulluğu, acıyı, kederi, çaresizliği hissettirmez...

Kendi Aç Kalsa da seni asla aç bırakmaz....

İş Arıyorsan,Eş arıyorsan,Sınava gireceksen,Yola çıkacaksan vs senin için her zaman en hayırlısı olması için dua ederler. 
Dünyanın en güzel varlıkları senin için bunları yaparken, sen onun için ne yapıyorsun bir kez daha düşün!!!
ANNELER GÜNÜ TARİHÇESİ
Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar gününü “Anneler Günü” olarak kutluyoruz. Peki annelerimize adanan bu özel gün nasıl ortaya çıktı, ne zamandır kutlanıyor hiç merak ettiniz mi? İşte bu özel günün doğuşu...

Tarihteki ilk anneler günü kutlamaları, antik Yunan’da, tanrıların anası Rhea onuruna düzenlenen bahar kutlamalarına dayandırılabilir. 1600’lerin İngiltere’sinde “Anneler Pazarı” kutlanırdı.

“Lent” adı verilen ve Paskalya’nın 40 gün öncesinden başlayan sürecin dördüncü pazarında kutlanılan “Anneler Pazarı” ile, bütün İngiliz anneler onurlandırılırdı.

O zamanlar yoksul İngilizler’in çoğu, varlıklı ailelerin yanında hizmetçilik yapmaktaydı. Çalıştıkları evler çoğunlukla kendi evlerinin çok uzağında kaldığından, hizmetçilerin işverenlerinin yanında yaşamasına izin verilirdi. “Anneler Pazarı”nda hizmetçilere izin verilir, evlerine gidip günü annelerinin yanında geçirmeleri teşvik edilirdi.

“Anneler Pastası” denilen özel bir pasta, bu kutlamayı daha da özel kılardı.

Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasıyla kutlama biçim değiştirerek “Kilise Ana” kutlamasına dönüştü. Kendilerine hayat veren ve kötülüklerden koruyan gücün “Kilise Ana” olduğuna inanılırdı. Zamanla kilise festivali ile “Anneler Pazarı” kutlamaları karıştı ve insanlar, kiliseyle birlikte annelerine de şükranlarını sunar oldular.

BARIŞA ADANAN BİR GÜN
ABD’de Anneler Günü ilk defa 1872’de Julia Ward Howe tarafından, barışa adanan bir gün olarak önerildi. Bayan Howe her yıl Boston’da Anneler Günü kutlamaları organize etti.

1907 yılında Philadelphia’da Ana Jarvis adında bir kadın, ulusal bir Anneler Günü için kampanya başlattı. Bayan Jarvis, West Virginia eyaletinde annesinin bağlı olduğu kiliseyi, annesinin vefatının ikinci yıldönümü olan mayısın ikinci pazarında, Anneler Günü’nü kutlamaya ikna etti. Ertesi yıl Anneler Günü, bütün Philadelphia’da kutlanmaya başladı.

1914'TE RESMİ AÇIKLAMA GELDİ
Bayan Jarvis ve onu destekleyenler bakanlara, iş adamlarına ve politikacılara, ulusal bir Anneler Günü ilan edilmesi için dilekçeler yazmaya başladılar. 1911’de arzuları gerçekleşti ve Anneler Günü tüm eyaletlerde kutlanır oldu. Başkan Woodrow Wilson, 1914’te resmi bir açıklama ile Anneler Günü’nü ulusal tatil ilan etti. Böylece Anneler Günü’nün, her yıl mayısın ikinci pazarında kutlanmasına karar verilmiş oldu.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde Anneler Günü’nün farklı tarihlerde kutlanmasına karşın, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Türkiye, Avustralya ve Belçika’da Anneler Günü mayıs ayının ikinci pazarında kutlanmaktadır.

Türkiye’de de, 5 Mayıs 1955’te, Türk Kadınlar Birliğinin girişimiyle, her yıl mayıs ayının ikinci Pazar gününün “Anneler Günü” olarak kutlanmasına karar verildi. 1955 yılında, yılın annesi Nene Hatun seçildi. 93 Harbi’nde 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) Erzurum Aziziye Tabyaları’nın savunmasına genç bir gelin iken katılan Nene Hatun, Erzurum’da 22 Mayıs 1955’te zatürree hastalığından dolayı 98 yaşında vefat etti.
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

5 Mayıs 2014 Pazartesi

HIDIRELLEZ BEREKETİ ÜZERİNİZDE OLSUN


HIDIRELLEZ NE ZAMANDIR KUTLANIYOR?

İnanışa göre iyileri mükafatlandırıp, kötüleri cezalandıran, zorluklarda yardımcı olan ve bolluğa kavuşturan Hızır'ın İlyas peygamberle buluştuğu 6 Mayıs, bir bayram olarak binlerce yıldır kutlanıyor.


"Hızır" ve "İlyas" kelimelerinin halk arasındaki telaffuzundan aldığı bilinen Hıdırellez,

Türk dünyasının mevsimlik bayramı olarak "kış mevsiminin bitip, sıcak yaz günlerinin başladığını" müjdeliyor. Doğanın canlanmasının habercisi olarak görülen bu günde, Hızır ve İlyas'ın her türlü dileği yerine getireceği inanışı yaygın olarak kabul görüyor.

 



Onların su kaynaklarında, kırlarda buluştuğunun düşünülmesi nedeniyle kutlamalar genellikle yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılıyor. Bu gibi yerlere bu nedenle "Hıdırlık" da deniliyor. Hızır ve İlyas'ın kavuştuklarında Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği sevinçle kuvvet bulduğuna inanılıyor.

Hızır'ın kim olduğuna dair çeşitli görüşler var. Tasavvuf çevreleri Hızır'ı bir veli olarak kabul ettiği gibi, onun peygamber olduğunu düşünenler de bulunuyor. Onun ak saçlı, nur yüzlü, sakallı yaşlı bir adam veya dilenci, fakir kılığında göründüğüne inanılıyor. O zor durumdaki insanlara yardım etmesi, iyileri mükafatlandırıp, kötüleri cezalandırması, berekete ve bolluğa kavuşturması gibi özelliklerle biliniyor. Hızır'ın, "hayat suyu" içtiği için sonsuza kadar yaşayacağı da inanışlar arasında yer alıyor.

İlyas'ın peygamber olduğu konusunda ise genel kabul bulunuyor. Halk arasında kabul edilen inanışa göre, Hızır karaların ve havanın, İlyas ise suların hakimidir ve bu ikisi birleştiğinde, doğada var olan her şeye güç yetecek konuma gelinmektedir.

HIDIRELLEZ'DE NELER YAPILIR? - HIDIRELLEZ'DE NASIL DUA EDİLİR?

Hızır ve İlyas'ın bir araya geldikleri günde her türlü dileğin onlar tarafından yerine getirileceğine inanılıyor. Bu nedenle çeşitli dilekler için çeşitli ritüeller gerçekleştiriliyor.

HIDIRELLEZ GECESİ BEREKET İÇİN NELER YAPILIR?

Hıdrellez gecesi Hızır'ın bereket vermesi için yiyecek kaplarının, erzak torbalarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılıyor.


HIDIRELLEZ GECESİ EV, ARABA İSTEYENLER NELER YAPAR?

Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır'ın kendilerine yardım edeceğine inanıyorlar. Aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asıyorlar.


HIDIRELLEZ'DE NEDEN ATEŞ ÜZERİNDEN ATLANIR?

En yaygın ritüel, nazardan ve hastalıktan korunmak için ateş yakarak üzerinden atlamaktır. Bu ritüel adeta Hıdırellez'le özdeşleşmiştir. Günahlardan arınmak için de bu uygulamaya başvurulduğu ifade ediliyor.


Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılıyor. Evlenmekte geciktiği düşünenlerin başının üzerinden kilit açılıyor.

HIDIRELLEZ DİLEĞİ NE ZAMAN YAZILIR? HIDIRELLEZ DİLEĞİ GÜL AĞACINA NE ZAMAN ASILIR?

5 mayıs akşam ezanı ile gül dallarına paralar asılır.(Eskiden kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş.) ya da açık cüzdan bırakılır. Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak, varlıklı kişiler olmak düşlenir. Asılan paralar ya da cüzdanlar 6 Mayıs sabah erkenden geri toplanır. Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir, gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.


5 Mayıs günü (Nişanlılar arsında) oğlan evi, kız evine Hıdırellez Kurbanı, olarak süslenmiş bir koç gönderir. Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte yenir. Yemeğe çağırılanlar, çarşaf, havlu yemeni ve gönüllerinden kopan armağanlar getirirler. Getirilen armağanlar ipler üzerinde sergilenir.

Hıdırellez günü, erkenden kalkılıp kapılar açılır. Genç kızlar için hazırlanan sandıklar açılır. Açılır ki eve bereket dolsun, genç kızımız da iyi bir evlilik yapsın.

Hıdırellez günü, bazıları sabah gün doğarken kırlara, bağlara, bahçelere çıkıp buralarda Hızır’ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler.

Hıdırellez günü, doğa ve insan sevgisi çok önemlidir çünkü Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.

HIDIRELLEZ'DE NELER YAPILMAZ?

5 Mayıs akşamı evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmaz.
Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından koparılmaz.


HIDIRELLEZ NE ZAMAN BİTER?

6 Mayıs günü ikindi zamanı Hıdırellezin bittiğine inanılır. Ancak eğlenceler hava kararıncaya değin sürer. Hızır uğrasın! dileği bolluk gelmesi anlamında kullanılır


HIDIRELLEZ DUASI NEDİR? HIDIRELLEZ DİLEĞİNİ ASARKEN HANGİ DUA OKUNUR?

İşte dilek dilerken ve Gül ağacına astıktan sonra edeceğiniz Dua…


Bismillahirahmanirahim

bin bir adım bir adım

allah bir adım adım

kerim kerem allah

başımda bir duman var

yardım eyle ya allah

la ilaha illallah muhammeden resullullah

yetiş imdadıma hızır ile

allah birsin sen kulla mişersin

biz gibi kulların yardımcısı sensin

hızır deryada erdim murada amin

30 Nisan 2014 Çarşamba

1 Mayıs'ın Bilinmeyenleri...


1 Mayıs nedir? İşte 1 Mayıs'ın tarihçesi

Dünya çapında kutlanan ve işçi bayramı olarak kabul edilen 1 Mayıs nedir? 1 Mayıs ilk defa ne zaman bayram olarak kutlanmıştır? İşte 1 Mayıs'ın bilinmeyenleri...




İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.

1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago(Şikago)'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, 'Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu' şeklinde yorumlanmıştı.

Bu gösteriler 1 Mayıs'ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs'ta kanlı Haymarket Olayı'na yol açtı.

Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889'da toplanan İkinci Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, mücadele ve dayanışma günü " olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs'ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.


Türkiye'de 1 Mayıs

1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. 1 Mayıs dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan'ında, "Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kabul edilmiştir. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir.


1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı'nda yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34'ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel'e rapor edilince, Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun derhal re'sen emekliye sevkedildi.
   



28 Nisan 2014 Pazartesi

Tuvalet Temizlikçiliğinden Holding Patronluğuna


 
 
Her İnsan Bir Hikaye
 
Tuvalet Temizlikçiliğinden Holding Patronluğuna Uzanan Bir Hikaye 

 
Bazen karşımıza öyle fırsatlar çıkar ki; Tuvalet temizlikçisi olamayız ama bu bizim Holding sahibi olamayacağımız anlamına gelmez.

Sizler ile bu konu ile bir hikaye paylaşmak istiyorum…

 
Bir adam Microsoft şirketine iş için konuşmaya gidiyor. Girmek istediği iş de tuvalet temizleyiciliği. HR menajeri ile görüşüp tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor. HR menajeri adama testi geçtiğini, hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine e-mail yoluyla gönderileceğini söylüyor. Adam, bilgisayarı olmadığını dolayısıyla e-mail kullanmadığı nı açıklıyor.



HR menajeri: "Üzgünüm ama e-mailiniz yoksa siz sanal olarak var sayılamazsınız ve bu yüzden sizi işe alamayız." diyor. Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve "Ne yapsam, ne etsem!" diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor. "Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim." diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor. Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Az bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor.

...5 sene geçiyor...

Bu adam şu anda Amerika'nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibi.

  

Bir gün ailesinin geleceğini düşünerek sigorta yaptırmak istiyor. Sigorta şirketi kendisinden bir e-mail adresi istiyor. E-mail kullanmadığını söylediğinde sigortacı: "İlginç, e-mailiniz olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de e-mailiniz olsaydı neler yapardınız!" diyor. Adamın cevabı: "E-mailim olsaydı şu an da Microsoft'ta tuvalet temizliyor olacaktım.
 

Önemli Notlar:

Bu yazıyı mail olarak almışsanız sizin bir holding sahibi olmanız artık çok zor J

Kendi işini kurmak isteyen arkadaşlara kiraz mevsiminin yaklaştığı bugünlerde, birde bu seçeneği düşünmelerini tavsiye ederim J

Not: Fotoğraflar temsilidir.

23 Nisan 2014 Çarşamba

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan 1920, Türk Milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk Halkının Egemenliğini ilân ettiği tarihtir.



Atatürk, 23 Nisan 1924'te '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır.






·         Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilen 23 Nisan, dünyada kutlanan tek resmi çocuk bayramı olma özelliğini taşımaktadır


 
 
 Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.
     




Çocuk bayramı olarak kutlanmasının sebebi ise savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukları, bir bahar şenliği ortamında sevindirmektir.

  Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

   Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.'
                                                                                           Mustafa Kemal ATATÜRK


 
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

21 Nisan 2014 Pazartesi

Joshua Bell’in Metro İstasyonundaki Keman Çalma Hikayesi


Dünyaca Ünlü Keman Virtüözü

Joshua Bell’in Metro İstasyonunda

Keman Çalma Hikayesi..





Joshua Bell dünyaca ünlü bir keman virtüözü. Beş yaşında kemanla tanışan Bell, on dört yaşında Philadelphia Orkestrası ile ilk solo konserini vermiş.

Dahi çocuk tanımına çok uygun bir çocukluk geçiren ve 1967 doğumlu olan Joshua Bell, Grammy ödülü kazanmış ünlü bir virtüöz olarak müzik hayatına devam ediyor.

Hikaye 2006 yılında Washington Post gazetesinin Joshua Bell’e yaptığı bir teklif ile başlıyor. Aslında bir deney gibi planlanan bu teklifte Joshua Bell, L’Enfant Plaza metro istasyonunda konserlerinde de kullandığı, değeri 3.5 milyon dolar olan kemanı ile çalıyor, devamında ise neler olduğunu hep beraber görelim…

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir
adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..



Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.



Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı… Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine
  yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; “Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?” idi…
….
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

 Alıntıdır..